Davranışlarımız Bizi Nasıl Ele Verir?
Güncelleme tarihi: 3 saat önce

Merhaba, Sevgili Okuyucum :)
Bu kez bardağımda kahve değil, demli bir çay var. Muhtemelen sen de günün koşturmacası arasında kendine küçük bir nefes alanı açıp bu satırlara denk geldin. Gel, bu çay molasını birlikte biraz yavaşlayarak geçirelim.
“Aldığınız her karar, eylemleriniz olmak istediğiniz kişi için verdiğiniz bir oydur.”
“Every action you take is a vote for the type of person you wish to become.”
James Clear – Atomic Habits Sıklıkla tekrarladığım bir şey vardır. Biz her seçimimizle, davranışımızla aslında bütüne bir cevap veriyoruz. Ben buyum ya da değilim diye.
Benim eşime, çocuğuma, bankadaki hesabıma, müşterime karşı olan davranışım, reaksiyonum…
Hepsi aynı yerde toplanıyor: Ben kim olmak istiyorum?
Bir gün içindeki eylemlerimizi, reaksiyonlarımızı, seçimlerimizi akşam olunca bir kâğıda yazsak ve alt alta baksak, bütünde olmak istediğimiz kişiye hizmet edip etmediğini görebiliriz. Bu da yolculuğumuzda olmak istediğimiz kişiyle ne kadar tutarlı olduğumuzun cevabını verir.
Ondan sonrası yine benim seçimim. Dikkatimi çeken, tutarsızlık gördüğüm yerlerde dönüşümün kaçınılmazlığına bakıp gereğini yapmak ya da eskisine devam etmek.
Seçim benim.

Sıklıkla duyduğum bir cümle var:
“Ben kendimi sana ifade edemedim!”
Konuşmalarımızda dikkatli cümleler kurmaya çalıştığımızda bazen en derindeki gerçeği gizleyebiliriz.
Ancak günlük sohbetlerimiz bizi sıklıkla ele verir. Filtreye ihtiyaç duymamışızdır. Sadece anlatmaya çalışırız. Ve hayatımıza engel yaratan kilit kelimeler tam da orada saklıdır.
Geçenlerde bir danışanım konuyu anlatırken “Böylece kontrol bende olacak” diye cümlesini bitirdi.
Aslında anlattığı şey bir ev satışı hikâyesiydi.
Heyecan ve samimiyetle anlattığı konunun içinde söylediği bu cümle, hayatının başka alanlarında da sorun teşkil eden bir konunun altını fosforlu kalemle çiziyordu.
Hayatı ve olup bitenleri çok iyi niyetle kontrol altında tutma eğilimi oldukça yüksekti. Ancak yaşam son yıllarda artık buna izin vermiyordu. İşler istediği sırada, zamanda, düzende yürümüyordu. Günün sonunda olacak olan oluyordu. Farklı bir planda, başka bir zamanda ve şekilde.
Biz kontrolü elimizde tutmaya çalıştıkça yaşam bunun her zaman mümkün olmadığını hatırlatır. Bizse olana bitene ya söyleniriz ya da başkalarını suçlarız.
Ben böyle planlamamıştım.
Doğru, haklısın. Plan bu değildi, anlaşma böyle değildi.
Peki, kontrol etme ihtiyacının altında ne olabilir?
Kimimiz için bu, çocuklukta ihtiyacı yeterince karşılanmamış bir güven duygusuyla ilgili olabilir. Kimimiz içinse belirsizliğin yarattığı gerginliğe karşı kontrolü elde tutma ihtiyacıdır.
Çocukken en çok ihtiyaç duyduğumuz duygulardan biri güvendir. Kendimize yetemediğimiz yaşlarda, bize bakım verenlere güvenmekten başka şansımız yoktur. Ancak her birimizin biricik deneyimlerle dolu hayatında bazı ihtiyaçlar giderilememiştir.
Güven duygumuz yeterince karşılanmadığında, yetişkin olduğumuzda hayatı kendi kontrolümüzde tutmaya çalışmak olasılık dahilindedir. Zihnimiz bir yerlerde, bir zamanlar dış dünyaya ve başkalarına güvenilemeyeceğine dair bir kayıt oluşturmuş olabilir. Zaman içinde bu kayda inanacağımız olaylar yaşar ve biz de “Bak, gördün mü, haklıyım işte” diyerek devam ederiz. Ancak önemli olan yalnızca bu ihtiyacın nereden kaynaklandığını bulmak değil. Bugün hangi duygumuzun bizi aynı davranışlara, aynı kontrol çabasına ittiğini de durup düşünebilmek.
Oysa hayat tek boyutlu değil.
Dış etkenler, kendi değişen isteklerimiz, bakış açılarımız derken çokça bilinmeyenli denklemler çözeriz. Belki de kontrol etmeye çalışmaktan daha çok geliştirmemiz gereken, değişime uyumlanabilme becerimizdir.
Eğer hayatınızda “Ben esneğim, değişikliklere adapte olmak benim için kolay” derken, yaşamın içinde eylemlerimiz de söylemlerimiz de kontrolü elde tutmayı işaret ediyorsa, orada bir uyarı var demektir.
Ya da “Ben pozitifim, ben merhametliyim” diyen birinin, şiddete maruz kalan birini anlatırken “Ama o da hak etmişti” diyerek şiddeti meşrulaştırması…
Burada da söylediklerimizle davranışlarımız arasında bir çelişki yok mu? Elbette hepimiz zaman zaman kendi değerlerimizle örtüşmeyen tepkiler verebiliriz. Önemli olan tek bir olaydan kendimize bir etiket çıkarmak değil. Zaman zaman tekrarlayan, birbirini besleyen ve çelişen davranışlarımızı fark edebilmek.
Bir de kendimizi haklı çıkarmak yerine, durup şu soruyu sorabilmek:
Ben aslında neyi savunuyorum?
Söylediğim kişi miyim, yoksa davranışlarımla başka bir şeyi mi gösteriyorum?
Çünkü olmak istediğimiz kişi hakkında söylediklerimiz kadar, o kişi gibi davranıp davranmadığımız da önemli.
İstediğimiz şeyi yaratmak için yalnızca onu istememiz yetmiyor. Söylemlerimizin, seçimlerimizin ve eylemlerimizin de aynı yöne bakması gerekiyor.
Ve sizi önemseyen, değer veren bir dostunuz veya koçunuz size
“Bu kelimeye dikkat, yaşadığın bazı zorlukların altında da bu kelime yatmakta” dediğinde, hemen “Ben kendimi sana ifade edemedim” demek yerine, bir durup “Bir düşüneyim” demek işte o kocaman “AHAAA” anına sizi taşıyabilir.
Çünkü bazen kendimizde göremediğimiz bir şeyi başkası görebilir. Söylenen her şey doğru olmak zorunda değil. Ama belki de hemen reddetmeden önce üzerinde düşünmeye değer.
Peki ya siz?
Son zamanlarda günlük diyaloglarınızda tekrar ettiğiniz bir kelimenin ya da cümlenin farkına vardınız mı?
Ya da sizi önemseyen biri “Şurayı bir fark et” dediğinde, hemen kendinizi açıklamaya mı geçiyorsunuz?
Yoksa bir an durup “Acaba gözümden kaçan ne var?” diye düşünebiliyor musunuz?
Belki de bazen ihtiyacımız olan şey, kendimizi daha iyi ifade etmekten önce, kendimizle ilgili duyduklarımıza biraz daha açık olabilmek. Takipte kal, sevgiyle kal.
Sabahları aynanın karşısında yüzünü yıkadıktan sonra gözlerinin içine bak ve
“Aferin gayet iyi gidiyorum ya” demeyi sakın unutma.
Sevgiyle,
Mine
Bu satırları okurken aklından neler geçti?
Belki kendi hikayenden küçük bir parça, belki de bu hafta sana iyi gelen bir düşünce...
Senden duymak beni mutlu eder.
Yeni mektuplarımın e-posta kutuna gelmesini istersen,
aşağıdaki kutucuktan abone olabilirsin.
İstediğin Kapı Açılmadığında
Ne Yaparsın?
Bir şeyin peşinden ısrarla giderken aslında başka hangi olasılıkları kaçırdığımızı ve yeni kapılara nasıl alan açabileceğimizi Ankara Yol Atölyesi'nde birlikte konuştuk. Kendi yolunu seçebilmenin ve olasılıklara kalbini açmanın inancıyla...
Eğer bu bülten sana iyi geldiyse, seveceğini düşündüğün bir arkadaşına
kahve eşliğinde okuması için gönderebilirsin.
Bu mektuplar kişisel deneyimlerimi, öğrendiklerimi ve farkındalıklarımı paylaşmak amacıyla yazılmaktadır.
Tıbbi tanı veya tedavi amacı taşımaz ve profesyonel sağlık danışmanlığının yerine geçmez.




