Kendine Yer Açmak: "Önce Ben" Demenin Özgürlüğü

Merhaba, Sevgili Okuyucum :)
Bu maili yazarken kahvemi yanıma aldım.
Muhtemelen sen de günün bir yerinde, kendine ayırabildiğin kısa bir ara bulup bu satırları okuyorsun. İşte ben de o kısa araya eşlik etmek istiyorum.
Ben de varım.
Çok çalışıyorsun.
Çok yoruluyorsun.
Keyiften, eğlenceden hatta sevdiklerinle geçirilecek zamanlardan fedakârlık dahi yapıyorsun.
Yine de istediğin sonucu alamıyorsun…

Ben de böyleydim.
Sanki dünyaya başkalarının hayatını güzelleştirmek, zenginleştirmek için gelmiştim. Sen mutlu ol, sen güvende hisset, sen oku, sen eğlen, sen kazan…
Ben mi? Sen mutlu oldukça ben zaten mutlu oluyorum!
Kendimi yok ederek, başkalarını var etme çabam günün birinde patlak verene kadar bu böyle sürüp gitti. Karşımda hiç tanımadığım bir Mine vardı:
Kızgın, hayal kırıklığına uğramış ve en kötüsü, kendisini kaybetmiş olmanın boşluğuyla baş başa kalmış. Hayattan keyif almadan, tatmin olmadan, varlığımı onurlandırmadan yapmaya çalıştıklarımın ne kadar eksik kaldığını bir gün anladım.
Diyeceğim o ki, sen hayatının nerelerinde önce çocuklarım, önce eşim, önce annem, önce işim diyorsun? Unutmayalım ki “önce” ile başlayanlar hiç bitmez. Biri gider yerine başkası gelir. Çocuklar büyür.
İş değişir.
Anne yaşlanır.
Eşin ihtiyaçları değişir.
Ama kendini hep en sona koymaya alıştıysan, “önce ben” demen gereken gün bir türlü gelmez. Kalbim “ben” de derken, zihnim ama “onlar” demeye alıştığında bunu tekrar tekrar yaşamak için hep bir yol bulur.
Gün gelip verdiğin emeklere rağmen birilerinin hep kaynak yapıp önüne geçtiği, kendini sıranın arkasında kuyruğu tamamlayamamış gibi hissettiğinde zamanın aleyhine işlediğini fark edebilirsin.
Unutma, sıra sana kendiliğinden gelmez.
Sıranı sen alırsın.
Belki bir zamanlar “ben” demek, sana öğretilen ayıplar listesindeydi.
“Önce sen değil.”
“Ayıp olur.”
“El âlem ne der?”
“Çocuklar ne olacak?”
“Biraz daha sabret.”
Belki de şimdi o listeyi yeniden yazmanın zamanı gelmiştir.
Yani diyeceğim o ki, mümkün ve oluyor.
Benim hayatımda oldu. Bir sabah başka biri olarak uyanmadım.
Her gün, küçük küçük, kendime yeniden yer açtım.
Önce kendimi duydum.
Sonra kendimi seçtim.
Sonra bunun pratiğini yaptım.
Kendimi seçmek, başkalarını seçmekten vazgeçmek değildi.
Kendimi de seçimlerimin içine almaktı.
Ve bir gün fark ettim ki, benim de mutlu olduğum, güvende hissettiğim bir hayatın içinde yaşıyorum.
Bugün başka hayatları güzelleştirmek, iyileştirmek için çalışıyorum. Fark ise artık ben de varım. Bende olmayanı başkasına sağlamaya çalışmıyorum. Şu an bir adada deniz kenarında bu mektubu yazıyorum. Birazdan serinlemek için yüzeceğim. Her zamanki güzel kahvem yanımda. Keyfim yerinde, zihnim keskin, ruhum sakin. Ve yıllar önce bunun hayalini kuran Mine'ye bakıp şunu düşünüyorum:
İyi ki kendimi de hayatıma dahil etmeyi öğrenmişim.
Sen hayatının hangi dönemindesin bilmiyorum.
Ben bunu yapabildiysem, senin için de mümkün.
Belki bir gecede değil.
Belki kusursuz bir planla değil.
Ama küçük küçük.
Kendine şefkatle.
Sabırla.
Her gün biraz daha kendini hayatının içine koyarak.
Çünkü kendine yer açmaya başladığında, hayatında da yer açılmaya başlıyor.
Bu hafta kendine biraz daha şefkatle bak.
Bugün hayatında “önce ben” desen, ne değişirdi?
Takipte kal, sevgiyle kal.
Ve aynaya her baktığında omuzuna dokunup “aferin, çok iyi gidiyorum” demeyi sakın unutma :)
Sevgiyle,
Mine
Bu mektuplar kişisel deneyimlerimi, öğrendiklerimi ve farkındalıklarımı paylaşmak amacıyla yazılmaktadır.
Tıbbi tanı veya tedavi amacı taşımaz ve profesyonel sağlık danışmanlığının yerine geçmez.
İstediğin Hayat İçin Günde 15 Dakikan Var mı? ⏳ Hayallerimiz bir yanda, günlük koşuşturmaca diğer yanda... Bazen "vizyonum var ama yetişemiyorum" ya da "her şeyi denedim olmuyor" dediğini biliyorum.
Günlük hayatın temposunu bozmadan vizyonuna nasıl ilerleyebileceğini merak ediyorsan, hadi gel birlikte bakalım!💛
Eğer bu bülten sana iyi geldiyse, seveceğini düşündüğün bir arkadaşına
kahve eşliğinde okuması için gönderebilirsin.




