Senin seçtiğin ve seni seçen…

Merhaba, Sevgili Okuyucum :)
Bu maili yazarken kahvemi yanıma aldım. Muhtemelen sen de günün bir yerinde, kendine ayırabildiğin kısa bir ara bulup bu satırları okuyorsun. İşte ben de o kısa araya eşlik etmek istiyorum.
Benim beğendiğim beni beğenmedi.
Benim istediğim, beni istemedi.
Bu cümleleri hayatınızın bir yerlerinde söylemişsinizdir.
Bir tasarım yaparsınız. Çok beğendiğiniz bir mağazada satılsın istersiniz.
Birini çok beğenirsiniz. Onunla bir gelecek hayal edersiniz.
Bir kitap yazarsınız. Kafanızdaki o yayınevi tarafından yayımlansın istersiniz.
Bir iş yerine hayran kalırsınız. Oranın bir parçası, çalışanı olmak istersiniz.
Ve sonra…
Olmaz.
İstediğiniz yer sizi seçmez. Beğendiğiniz kişi sizi istemez. Hayalini kurduğunuz kapı açılmaz.
Peki, o zaman ne yaparsınız?

İlişkilerin karşılıklı beğeni, istek ve uyum olduğunda sürdürülebilir, keyifli ve tatmin edici olduğunu biliyoruz. Peki, konu bizim çok istediğimiz bir şey olduğunda bunu ne kadar hatırlıyoruz?
Benim istediğim yayınevi o günlerde benim kitabım gibi bir kitap mı arıyordu?
O da tam benim gibi birini mi hayal ediyordu?
Bilmiyorum.
Ama ben “O” olsun diye ısrar ediyorum.
Çoğunlukla da “Benim istediğim beni istemedi” düşüncesine kapılıp hayal kırıklığı yaşıyoruz. Kendimizi, yarattığımızı, sunduğumuzu yetersiz ya da istenmeyen zannetmeye başlıyoruz.
Hatta bazen daha da ileri gidiyoruz. Başka bir yerde, başka biriyle, başka bir biçimde de olabileceğimizi unutuyor; “Olmuyor, olmayacak” diyerek vazgeçme noktasına geliyoruz.
Oysa belki de zamanı değildir.
Belki de “O” değildir.
Belki de benim asıl hissetmek istediğim duyguları bana yaşatacak kişi, kurum ya da fırsat başka bir yerdedir. Belki de tam orada, benim verebileceklerimi bekleyen biri vardır.
Peki, benim istediğimin ötesine bakma olasılığına ne dersiniz?
Bazen yeni olasılıklara yer açmak, daha önce hiç düşünmediğimiz soruları sormakla başlar.
Mesela…
Bir tasarım yapmışsam, yalnızca benim beğendiğim mağazada satılmasını mı istiyorum?
Yoksa tasarımımın en yüksek seviyede değer bulduğu, alıcı bulduğu ve emeğimin karşılığını alabildiği başka yerler de olabilir mi?
Bir ilişki istiyorsam, yalnızca benim seçtiğim kişinin beni seçmesine mi odaklanıyorum?
Yoksa aynı takımın parçası gibi davranacağımız, omuz omuza iyi günleri de zorlukları da karşılayacağımız, hayallerimizi yaratırken birbirimizi güçlendireceğimiz bir hayat arkadaşına kalbimi açabilir miyim?
Bir iş arıyorsam, yalnızca hayran olduğum kuruma mı odaklanıyorum?
Yoksa deneyimimin, donanımımın ve yeteneklerimin değer bulacağı; sağlıklı bir ortamda hem kendimi geliştireceğim hem de cömertçe, sevgiyle katkı sağlayacağım başka kurumlar da olabilir mi?
Hatta kendime şöyle bir soru sorabilir miyim?
Olasılıkların içindeki bu kişiyle, kurumla ya da fırsatla yollarımız nerede kesişecekse,
orada olmaya gönüllü müyüm?
Bunlar aklıma gelen birkaç soru, birkaç niyet cümlesi.
Belki de karşıma çıkacak olasılık yine benim istediğim “O” olacak.
Mesele istediğimizden vazgeçmek değil.
Mesele, istediğimiz şeyin peşinden giderken diğer olasılıkları göremeyecek kadar ona kapılıp kalmamak.
Çünkü bazen bir kapının açılmaması, kendimizden şüphe etmemize neden oluyor. Oysa belki de o kapının ardında aradığımız şey yok. Belki de bizim değerimizi görecek, verebileceklerimizden yararlanacak, bizimle birlikte büyüyecek başka bir kapı var.
Bunu bilmenin bir yolu yok. Ama başka olasılıkların varlığına açık olmanın bir yolu var: Sorularımızı değiştirmek, bakış açımızı genişletmek ve yeni karşılaşmalara izin vermek.
Peki, senin şu anda açılmasını beklediğin kapı hangisi?
Ve o kapı açılmazsa, kendinden vazgeçmeden başka hangi kapıların varlığına izin verebilirsin?
Belki de bu sorular üzerinde düşünmek için güzel bir gündeyiz.
Bugün, 29 Ekim. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yılını kutluyoruz.
Cumhuriyet, benim için yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda insanın kendi hayatında söz sahibi olabilmesinin, seçimler yapabilmesinin ve önündeki olasılıklara doğru yürüyebilmesinin de değerini hatırlatan bir kazanım.
Bize açılan kapıları görmek, gerektiğinde yeni kapılar aramak ve kendi YOL'umuzu seçebilmek…
Bunların kıymetini bilmek, bana Cumhuriyet'in anlamını bir kez daha düşündürüyor.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Cumhuriyetimizin kuruluşunda emeği olan herkesi saygı ve minnetle anıyorum.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun! Takipte kal, sevgiyle kal.
Sabahları aynanın karşısında yüzünü yıkadıktan sonra gözlerinin içine bak ve
“Aferin gayet iyi gidiyorum ya” demeyi sakın unutma.
Sevgiyle,
Mine
Bu satırları okurken aklından neler geçti?
Belki kendi hikayenden küçük bir parça, belki de bu hafta sana iyi gelen bir düşünce...
Senden duymak beni mutlu eder.
Yeni mektuplarımın e-posta kutuna gelmesini istersen,
aşağıdaki kutucuktan abone olabilirsin.
"Mükemmelim" diyerek
aslında neyi saklıyorsun? "Henüz hazır değilim, üstünde biraz daha çalışmam lazım..." Kulağa profesyonelce gelse de, mükemmelliyetçiliğin ardında aslında başarısızlık korkusu saklanıyor olabilir mi?
Yeni videoda; dış dünyada onay görmek ya da kusursuz görünmek adına attığımız adımları nasıl ertelediğimizi ve başarılı insanların "hata yapma lüksünü" nasıl avantaja çevirdiğini konuştuk.
Eğer bu bülten sana iyi geldiyse, seveceğini düşündüğün bir arkadaşına
kahve eşliğinde okuması için gönderebilirsin.
Bu mektuplar kişisel deneyimlerimi, öğrendiklerimi ve farkındalıklarımı paylaşmak amacıyla yazılmaktadır.
Tıbbi tanı veya tedavi amacı taşımaz ve profesyonel sağlık danışmanlığının yerine geçmez.




